Ne diyoruz en başından beri? 'Metrobüs Türkiye koşullarına uygun bir araç değil. Bu sistem İstanbul'un hak ettiği bir toplu taşıma sistemi değil. Yarardan çok zarar getirir.'
Dün 'Senin kıçının altında araba var tabii. Anlamazsın bizim için ne kadar iyi olduğunu metrobüsün' diyenler bile şikayet etmeye başladılar.
'Tıklım tıkış, binemiyoruz, her gün hırsızlık oluyor, tacizciler cirit atıyor' diye ağlıyorlar.
Böyle serzenişler için benim tek yanıtım var;
Müstahak kardeşim sana.
Sırf seçimde hava atayım diye bu ilkel modeli getiren adamı yeniden başkan seçtin mi?
Seçtin...
E o zaman ne diye şikayet ediyorsun?
Hollanda'dan tanesini 1 milyon 200 bin euroya aldığımız tırtılları yapanlar gelip basın toplantısı düzenlediler.
Gazeteci sordu;
-Bu metrobüslere 250-300 kişinin binmesi bozulmasına neden olabilir mi?
-Bu araçlara 300 kişinin binmesi imkansız. Sığmaz zaten...
Bu cevabın ertesi günü sabah, bunlar gibi iki körüklü değil, tek körüklü olan otobüslerden mesajlar geldi...
Şu anda bu otobüste 350 kişi var diye...
Yani sırf bu açıdan bile Türkiye koşullarına uygun olmadığını anlıyoruz bu araçların.
İETT Genel Müdürü gazetecilerle birlikte binmiş Hollanda malı metrobüslere.
'Bakın ne kadar sağlam. Halkımız da ne mutlu' demek için...
Sonra bir anda durmuş içinde oldukları otobüs.
Ne oluyor diye bir bakmışlar dışarı, öndeki metrobüs bozulmuş.
Üstelik müdür beyin 'ne kadar sağlam' gezisi yaptığı otobüsün aynısından.
Benim asıl merak ettiğim şu...
Biz bu kadar merak ederken bu araçların bize nasıl kakalandığını, 60 mil-yon euronun bu dandik otobüslere neden verildiğini...
Bir tane belediye meclisi üyesi, bir tane savcı bizim gibi merak etmez mi?
Onlarda bizim gibi vergi vermiyor mu?
Veriyor...
E o zaman onların parası da birilerinin cebine giriyor...
Peki koskoca İstanbul il genel meclisi ne iş yapıyor?
Niye sormuyorlar İETT genel müdürüne nedir bu rezalet diye...