İnsana doğum gününü kutlamak ne zaman zor gelmeye başlar biliyor musunuz?
Yaşı 35'i geçtikten sonra mı?
Yoksa yüzünde kırışıklıklar olduğunu hissettiğinde mi?
Hayır...
İkisi de değil...
İnsan annesini, babasını kaybedince içinden doğum gününü kutlamak gelmiyor.
Seviyorsa gerçekten anasını, babasını, borçlu hissediyorsa kendini onlara karşı sevinemiyor işte.
Oysa seni var eden onlar.
Senin için emek veren, büyüten, okuman için gecesini gündüzüne katan...
Sabahlara kadar başında ateşin düşsün diye bekleyen...
Sana hiç hissettirmeden tüm eğitim hayatın boyunca okuluna gelerek öğretmenlerinle konuşan...
Sırf canın çekmesin, yememiş olma diye şarküteriden iki dilim pastırma alıp pazar kahvaltısında kendi yemeyip sana yediren...
Oku, adam ol diye 70 yaşında çalışan...
Kendine bir yeni manto alamazken, seni arkadaşlarınla okul gezisine gönderen...
Sen bağırıp çağırıp isyan ederken, yine de sevgi dolu gözlerle bakan, arkandan ağlayan...
Onlar...
Doğum gününe sevinmek, bir yıl daha yaşamak bu hayatta onları mutlu eder aslında.
Senin mutlu olman, başarılı olman bu hayatta...
En çok anneni, babanı sevindirir...
O yüzden mutlu olmalı insan doğum gününde...
Ama kaybettiysen canının yarısını o adi hastalıktan, baban da hastaysa eğer...
Elinden gelmiyorsa eğer hiçbir şey...
Koskoca arazinin ortasında bir ağaç gibi kalakaldıysan ve kımıldayamıyorsan bir yere...
Mutlu olamıyor insan doğduğuna...
Olmalı belki de...
Ama olamıyor işte...
İyi ki doğdum diyemiyor kendi kendine...
Annesine, babasına haksızlık ettiğini bile bile...
Yine de...
Annem, babam bu kadar emek verdiğine, sevdiğine göre beni...
İyi ki doğdum arkadaş...
AKŞAM
|